Blog

Sabah 7:15

Duygu Sancar \İstanbul Bilgi Üniversitesi Marka Okulu \Pazarlama İletişimi Yüksek Lisans Programı Öğrencisi \Tikle Dijital Pazarlama Sorumlusu

Büfenin sahibi Cezmi Abi’nin uzun yıllar pazarlama sektöründe çalışıp istifa ettiği yönünde efsaneler var. Hedef kitlesini bu kadar iyi anlayıp, markalaşmasının altında bu tarz bir hikâye olmalı gerçekten.

Suda doğumla başlıyor ilk farklı olma çabanız. Altı üstü bir doğum ama aileniz sizin için her şeyin en iyisini istiyor. En iyi dediğimiz de en çok fark yaratan oluyor son dönemde. Rakiplerinizin arasında fark yaratma çabası belki de ta en başında kafanıza kazınıyor. En iyisi olmak için tonla sınava giriyorsunuz. İyi bir ilkokul, iyi bir lise, iyi bir üniversite, iyi bir iş, iyi bir yüksek lisans programı, daha iyi bir iş, iyi bir doktora programı, daha da iyi bir iş… Çok yoruldunuz, akademik dünya daha mı insancıl? Ya da kendi işinizi mi kursanız? Tüm bunlar olurken tam gaz devam etmesi gereken bir sosyal yaşam; sanata ve spora mümkün olduğu kadar profesyonelce zaman ayırmak lazım. Zaman derken? Hani 24 saatiniz vardı? Evet, herkesin 24 saati var. Ve tüm farklı olma çabalarına rağmen herkesin çok benzer hayatları. Suda doğum iyi bir fikir değil miydi yoksa?
Sabah 7:15. Iphone’unuzun çalar saati ile uyanıyorsunuz. Yorganınızın altından çıkmak istemiyor ve 5 dakika daha erteliyorsunuz alarmı. İkinci alarmdan sonra nihayet uyanıp, banyoya gidiyorsunuz. Sensodyne marka diş macunu ile dişlerinizi fırçalayıp, Norveçli balıkçıların formülü ile ellerinizi nemlendiriyorsunuz. İstanbul’un iklimi için bu kadar kapsamlı bir korumaya gerek yok aslında ama olsun, Neutrogena yapıyorsa iyidir. Kahvaltı etmeye vakit yok. “O son 5 dakikayı ertelemeyecektiniz.” Neyse, Starbucks’tan bir White Mocha alıp geçersiniz ofise. Ya da daha sağlıklı olması açısından light müsli. Yaz geliyor ne de olsa. Sahi, Mac Fit’ten SMS gelmişti değil mi? Kampanyadan yararlanmak için son gün 31 Aralık mıydı neydi? Ocak’ta herkes yeni yıl motivasyonuyla spor salonlarına koşacak tabii, Aralık ayında kampanyalar gırla. Her yerde o kadar çok yeni yıl teması var ki, yeni yıl kavramından habersiz bir  insan bile şehirde 15 dakika dolaşsa anlar.Ofise geldiniz. Macbookunuzu açtınız (bilgisayar değil, macbook; mendil değil selpak gibi evet). Mailin eki açılmıyor, of hâlâ MacBook kullanmayanlar mı var ya?! Maillerinizi okurken saat 10.30 oldu bile. Bir sigara molası şart, e tabii plazanın kafesinden alınmış filtre kahve de. Illy de güzel, bir Starbucks deneyimi olmasa da. Derken ekip arkadasınız Onur geldi, akşam Bi’ Büyük Fest varmış. “Gitsek mi? Yeni rakı mı sponsormuş?” Güzel olur aslında, meyhane kültürünü seven binlerce insan bir arada. Evet evet kesin bilet almak lazım. Bir dakika bir dakika! Kız arkadaşınız da Zorlu’daki müzikale bilet almıştı bu akşam için. Hmm bu akşamın planı meyhaneci kimliğinize değil, sahne sanatları takipçisi kimliğinize hitap ediyor sanki. “Londra’daki mi daha güzeldi, Türkiye’deki mi?” diye tartışacaksınız yani şimdi, bi’ büyük devirmek yerine. Ooo saat 10:55 olmuş bile. 11:00’deki toplantıya yetişmek üzere yukarı çıkıyorsunuz. Klasik toplantı öncesi sohbetleri: “Madmen’in son bölümü çok iyi değil miydi? Olaylar tam bizim ofisteki gibi değil mi?” Sunduğu felsefesi, satışlarının kanıtı olan başka bir ürün/servis var mı acaba?Toplantı nihayet bitti. Öğlen hızlıca bir yemek. Hani şu bildiğiniz Türk yemeklerini, farklılaştırarak sunan kafelerden birinde. Evet anneanneniz yapınca yemiyorsunuz, anneannenizin pazarlama yetisi, bu kafelerinki kadar yüksek değil ne de olsa.Yemek sonrası Türk kahvesi olmadan olmaz. Derme çatma sandalyeleri olan plazanın önündeki büfede içeceksiniz kahvenizi. Maslak civarındaki tüm takım elbiseli adamlar, topuklu ayakkabılı kadınlar öğlen 12.30-14.00 arasında burada galiba. Türk kahvesi şirkette de var ama herkes burada. Büfenin sahibi Cezmi Abi’nin uzun yıllar pazarlama sektöründe çalışıp istifa ettiği yönünde efsaneler var. Hedef kitlesini bu kadar iyi anlayıp, markalaşmasının altında bu tarz bir hikâye olmalı gerçekten. Brand community kavramı Cezmi Abi ile yaratılmış resmen.Saat 16:00. Kan şekeriniz düştü, tatlı saati! Donut mı sipariş etseniz? Yok olmaz yeni açılan sağlıklı atıştırmalık sitesinden söyleyin. Spora başlamaya karar vermiştiniz sonuçta. Aşağıdaki Malatya Pazarı’nın kimse yüzüne bakmıyorken, bu sitenin bu derece popüler olması ne peki? İki kuru kayısı, üç ceviz içini paketleyip “Ofis İçi Sağlıklı Atıştırmalık” trendi başlatırsanız popüler olursunuz tabii. Russell Crowe’un son filmi vizyona giriyormuş. Mahallenizdeki çok da süslü olmayan sinema salonunda gitmeyi düşünürken Cinemaximum’da karar kıldınız. Fiyatları daha yüksek ama Gsm operatörünüzün Platinium üyeliğinden yararlanacağınız bir kampanya vardır kesin. Faturası fazla geliyor diye numaranızı taşımayı düşünüyordunuz aslında, yok yok, gerek kullanıcının hayatına değer katan servisleri, gerekse 532’li hat sahibi olma statüsüyle bu da başka bir şey sonuçta. Hem şimdi yeni operatörün özelliklerini vs. öğrenmeniz gerekecek, oto pilotta kalmaya devam etme lüksünüz varken, boş verin hiç uğraşmayın, icat çıkarmayın.Ofisten çıktınız. Kız arkadaşını bekliyorsunuz, beklerken cep telefonunuzdan maillerinize, bildirimlere bir göz atıyorsunuz. Evet bugün 27 defa falan bakmış olabilirsiniz. 28.kez bakmanıza rağmen hâlâ dikkatinizi çekmeyen reklam mesajları var. Keşke whats app’ın okundu bildirimi gibi, bu tarz reklam mail/mesajlarında da “Okunmadan silindi” seklinde bir bildirim gitse mesajı gönderenlere. Belki o zaman pazarlama politikalarının ne derece başarısız olduğunu anlayıp biraz retargetting yapmaya çalışırlar. Derken kız arkadaşınız geliyor. Kozmetik marketinde indirim var diye 6 ay yetecek kadar kozmetik malzemesi satın almış. Watsons’ın “özel” ürünleriymiş. Bildiğiniz fason işte. Tüketiciler mi aptal, yoksa markalar mı çok akıllı pek emin olamıyorsunuz. Belki de C) Hiçbiri. Her gün milyonlarca mesaja maruz kalıyorken, çok bilinçli kararlar vermeden satın alma aktivitelerimizi gerçekleştiriyor olmamız pek de garip değil gibi.Müzikal güzeldi. Ve evet denildiği gibi Londra’daki daha iyiydi. Belki de “Londra’daki daha iyiydi” mesajına o kadar çok maruz kaldınız ki daha farklı bir çıkarım yapamıyorsunuz. Size dayatılan bu düşünceyi sorgulamadan kabul etmek kolayınıza geldi. Sonuçta yorgunsunuz, yarın sabah yeniden 7.15’te uyanıp benzer ritüelleri tekrarlayacaksınız. Ha müzikalden sonra Bi’ Büyük Fest’e gitseniz belki o zaman içip içip Türkiye’yi de kurtarabilir, müzikali de enine boyuna eleştirebilirdiniz. Rakıyı seviyorsunuz evet, ama standartların, alışılagelmişin dışına çıkmak için buna ihtiyaç duymak çok da iyi değil sanki. Ama bu durum değişirse de pazarlama dünyası köklü bir değişime girer galiba, ki bu da tamamen başka bir yazının konusu olur. İyi geceler.

Kaynakça
• Varnalı, Kaan, Dijital Tutulma, 2012, MediaCat Kitapları.
• Büyükşener, Ercüment, Bilgi University Consumer Pscychology Lecture Notes, 2014
• Koçyigit, Z. Eren, Bilgi University E-Business and Internet Marketing Lecture Notes, 2014
• Odabaş, Yavuz, Tüketici Davranışı, 2003, MediaCat Kitapları.