Blog

Şeytanın yeryüzündeki çocuklarına

İlker Eroğlu \İstanbul Bilgi Üniversitesi Marka Okulu \Pazarlama İletişimi Yüksek Lisans Programı Öğrencisi \Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. \Satış ve Pazarlama Müdürü

Bu makale sizin elinize hangi zaman ve mekânda geçti bilmiyorum ama 2014 senesinin sonlarına yaklaştığımız bir kış gününde yazıldı. Dünyanın en mistik şehirlerinden biri olan İstanbul’un tarihi mekânı Haliç’in yakınlarında elinize geçtiyse amacına ulaşmış demektir. Dilerseniz bunu daha anlaşılır hale getirmek için beni bu makaleyi yazmaya iten sebeplerden ve olaylar zincirinden bahsedeyim.
Kabul ayini
Diğerlerinden farklı olduğumu henüz çocukken iki kişilik arkadaş grubumuza alacağımız üçüncü çocuğa, aramıza katılmak istiyorsa paslı bir varil içinde pislikten yeşile dönmüş suyu içmesi gerektiğini söylediğimde, o varile eğilirken diğerinin de onu kafasından bastırarak içmeye zorladığını gördüğümde anladım. Bu arkadaşlarım nerede ve nasıllar bilmiyorum fakat satın alma alışkanlıklarıyla ilgili az çok bir fikrimin olduğunu söyleyebilirim.
Karanlık yalnızlık
O günden beri kalabalıklar arasında büyük suçluluk duyduğum bu farklılığımı gizlemeye çalışarak dolandım. Ta ki Taksim’de derme çatma bir hostelin camından yağmurun loş sokağa gök delinmişçesine yağışını izlerken sokak lambasının dibine, sokağın tek kuru noktasına oturmuş kediyle göz göze gelene dek. O noktayı daha ilk yağmur damlası düşmeden önce içgüdüsel olarak bulan kedi, oturduğu yerden gözlerini sakince kısarak bana, hepimize yaradılışımızdan kaynaklı verilmiş meziyetlerin bizi nasıl biz yaptığını fısıldıyordu.
Lucifer’in izleri
Kendimi sağanak yağmur altında aklımda tek bir düşünceyle sokağa attığımı hatırlıyorum: Benim gibi olanları aramak ve bulmak… Sonraki yıllarım hep bir şeyleri, birilerini arayarak geçti. Her girip çıktığım toplantıda, her kart bastığım plaza turnikesinde, her dahil olduğum proje ekibinde kaybolan kardeşlerimden izler gördüm fakat kendilerine ulaşamadım.

Altı yüz altmış altı kaynak

Dünya üzerindeki yalnızlığım beni farklı ilgi alanları edinmeye itti. Bunun için, eğer gerçekten varsa, babamın en bü­yük düşmanı olan tanrıya şükürler ol­sun. Psikolojiden felsefeye, güzel sanat­lardan sosyolojiye ve ruhun varabileceği en ince nokta olan edebiyata dek bir­çok dalla yakından ilgilendim ve hep­sinde de kardeşlerimden izler buldum.

Karanlığın efendisi! Ben geldim

Bir gün eski santral binasının kapısını araladığımda bunun uğruna yıllarımı verdiğim arayışımın sonu olduğunun henüz farkında değildim. Kapının ar­dında kaybolmuş kardeşlerim ve ceva­bını aradığım sorular vardı.

Sizlere bulduğum cevapları verece­ğimi düşünüyor olabilirsiniz fakat yanı­lıyorsunuz. Bunun yerine size izlerimizi takip edebilmeniz için doğru soruları sormayı öğreteceğim.

Literomansi

O halde başlayalım.

Chivas Regal’in satışları dibe vur­muşken ani bir kararla yüksek fiyat­landırma yaparak hayata dönmesi ve bugün dünyanın önde gelen viski mar­kalarından biri haline gelmesini nasıl açıklıyorsunuz?

Yüzbinlerce dolarlık bir Ferra­ri arabayla, yaklaşık 30 dolarlık bir Ferrari anahtarlığı aynı dürtüyle yani Ferrari’nin size katacağını düşündü­ğünüz itibar nedeniyle satın aldığınıza göre, sizce satılan ürün müdür yoksa marka mı? Ferrari’nin cirosunun hatırı sayılır bir bölümünü şapka, anahtarlık, tişört gibi eşantiyon ürünlerden yaptı­ğını biliyor muydunuz? Peki ya bir te­lefon markası olan Vertu’nun Ferrari logolu olarak piyasaya sürdüğü tele­fonun fiyatının 11000 dolar olduğunu?

McDonald’s size patates kızart­ması şeklinde bir iphone kılıfı hediye etse bunu kullanır mıydınız? Peki ya Moschino’nun McDonald’s patatesi şeklinde tasarladığı ve 85 dolara sat­tığı iphone kılıfının satış rakamları hak­kında bir tahmininiz var mı? Size bir ipucu vereyim; bu rakam sağlık lobile­rinin sağlıksız beslenmeye teşvik ettiği söylemiyle Moschino karşıtı kampanya başlatmasına yetecek seviyelerde.

Kapısında “kapatıyoruz” yazan dükkânların ne kadar çekici olduğu­nu hepimiz biliyoruz. Peki, size bunun bazen bir pazarlama yöntemi olarak kullanıldığını ve bazı örneklerinde iş­ler iyi giderken olduğunun iki katına satış yapıldığını, hatta ABD’de bir gi­rişimcinin dükkânının camındaki “Ka­patıyoruz” tabelasına rağmen yıllardır kapanmaması üzerine yapılan şikâyet sonucunda dükkânın adının “Kapatı­yoruz” olduğunun ortaya çıktığını söy­lesem ne düşünürsünüz?

Markette alışveriş yaparken size ikram yapan markaların ürünlerin­den tattıktan sonra kendinizi o marka üründen almak zorunda hissettiğiniz oldu mu hiç?

Her yılbaşı öncesi yoğun şekilde reklamı yapılan ve çocukların gözyaş­ları içinde ebeveynlerini ikna etmesi sonucunda oyuncakçının yolu tutul­duğunda neden genellikle reklamı ya­pılan oyuncağın rafta olmadığına hiç kafa yordunuz mu? İşinizi biraz kolay­laştırayım; oyuncakçıda aranılan ürün rafta olmadığı için mecburen başka bir oyuncak alınıp çıkılacaktır. Peki sizce bu, diğer oyuncak için verilen sözü hükümsüz mü kılar yoksa oyuncak­çıdan yalnızca reklamı yapılan ürünü rafa konduğunda dönüp almak üzere geçici olarak mı ayrılıyoruz?

Argentium Astrum

Sorulacak soru çok fakat buna yetecek zaman yok. Dünya hızla değişiyor ve her geçen gün bizlere bu değişimde daha çok pay düşüyor. Bizi arıyor ama bulamıyorsun; oysa biz kafanı çevirdi­ğin her yönde, baktığın her yerdeyiz.

Ve sen “Eğer şeytan varsa o bir pazarlamacı olmalı” derken farkında olmadığın kadar haklısın.